Türk futbolunda sorun yetenek bulamamak değil; doğru yere, doğru gözle bakamamaktır. İzleme komiteleri çoğu zaman futbolcuyu değil, görüntüyü seçiyor.
Türkiye’de futbolcu izleme denildiğinde hâlâ aynı refleksler devrede. Birkaç etkileyici görüntü, bir iki öne çıkan aksiyon ve ardından verilen hızlı kararlar… Oysa futbolcu izlemek, sabır ve derinlik ister. Bugün kulüplerin yaşadığı birçok sportif ve ekonomik sorun, izleme komitelerinin yaptığı temel hataların doğal sonucudur.
En yaygın yanılgı, klip futbolcusuna âşık olmaktır. Bir oyuncunun birkaç çalımı, şık bir golü ya da sosyal medyada dolaşan kısa videoları, karar için yeterli görülür. Oysa futbol doksan dakikalık bir oyundur ve oyunun en belirleyici anları çoğu zaman kameraya bile girmez. Klipler parlayanı gösterir, oyun ise sürekliliği olanı. Maçı değil de görüntüyü izleyen her komite, yanlış tercihe bir adım daha yaklaşır.
Bir diğer büyük hata, fiziksel görünüme fazlasıyla takılmaktır. “Güçlü”, “iri”, “fiziği iyi” gibi tanımlar, futbolcu değerlendirmesinde neredeyse belirleyici hâle gelmiştir. Oysa asıl mesele kas değil, bu gücün sahada ne zaman ve nasıl kullanıldığıdır. Temas sonrası oyuna devam edebilen, yorgunken bile doğru karar verebilen oyuncu değerlidir. Futbol sahası, kasların değil aklın yarıştığı bir alandır.
İzleme komitelerinin sıklıkla düştüğü bir başka tuzak da sadece topun olduğu yeri izlemektir. Oyun ise çoğu zaman topun olmadığı yerde oynanır. Alan açan koşular, savunmayı yönlendiren hamleler, pas açıları oluşturan pozisyon almalar çoğu zaman gözden kaçar. Top ayağına gelmeden oyunu çözen futbolcu, genellikle en sessiz ama en değerli oyuncudur.
Tek maç üzerinden karar vermek de Türk futbolunun kronik hastalıklarından biridir. Bir maçta parlayan oyuncu göklere çıkarılır, bir maçta düşen oyuncu kolayca silinir. Oysa futbolcu formdur, bağlamdır, süreçtir. Rakip, saha, takım yapısı ve oyuncunun rolü bilinmeden yapılan her izleme eksiktir. Bağlamı okunmayan performans, yanıltıcıdır.
İzleme süreçlerinde sık yapılan bir diğer hata, oyunu geçmişin gözlüğüyle değerlendirmektir. Eski futbolcular çoğu zaman oyunu kendi oynadıkları dönem üzerinden okur. Oysa modern futbol, daha az temas, daha fazla karar, daha yüksek pozisyon bilgisi ister. Tecrübe değerlidir ama güncellenmemişse yanlış yönlendirir.
Birçok kulüp oyuncu izlerken teknik direktör ve oyun modelini hesaba katmaz. Oyuncu alınır ama hangi sistemde oynayacağı düşünülmez. Oysa yanlış bağlama konulan en yetenekli futbolcu bile sıradanlaşır. Sorun çoğu zaman oyuncu değil, tercih edilen sistemdir.
Karakter konusu ise neredeyse tamamen ihmal edilir. Yetenek ölçülür, karakter göz ardı edilir. Disiplin, öğrenme isteği, tepki kontrolü ve takım içi davranışlar uzun vadede performansı belirler. Birçok transfer sahada değil, soyunma odasında kaybedilir.
Son olarak, sayılarla futbolcu seçme alışkanlığı giderek artmaktadır. Koşu mesafeleri, sprint sayıları ve istatistik tabloları tek başına karar aracı hâline gelir. Veri önemlidir, ancak oyuna bağlanmadığı sürece sadece rakamdan ibarettir. Rakamı okuyup oyunu anlayamayan komiteler, futbolcuyu değil tabloyu transfer eder.
Özetle, izleme komitelerinin en büyük hatası yanlış futbolcu seçmek değil, futbola yanlış yerden bakmaktır. İyi futbolcu bağırmaz, gösteriş yapmaz; ama oyun onun etrafında akmaya başlar. Yanlış seçilen bir futbolcu sadece bütçeyi değil, oyunun yönünü de geriye götürür.
Hakan Karatepe
Teknik Direktör / Antrenman Bilimci