Birçok ülke’de yaşatılanları hâlâ “ekonomik kriz” diye adlandırmak, gerçeği eksik okumaktır.

Birçok ülkede aslında orta yerde ani bir çöküş değil, bilinçli tercihlerle sürdürülen bir düzen vardır.

Birçok ülkede yıllarca her zam “dolar yükseliyor” denilerek meşrulaştırıldı.

Oysa doların durduğu, hatta gerilediği dönemlerde bile fiyatlar geri gelmedi.
Çünkü sorun kur ve doların yükselişi değil;
Sadece algı yönetimidir.

Birçok ülkenin kriz söylemi, toplumları yönetmenin en ucuz ama en etkili yoludur.

Sürekli geçim derdiyle boğuşan halk ve birey birçok şeyi sorgulayamaz.
Yarını düşünemeyen toplum, bugüne razı edilir.

Bu yüzden suni yaratılan krizler, ekonomik bir sonuç değil;
Siyasal bir araçtır.

Asıl mesele birçok ülke’de ekonomiden çok sosyal dönüşümdür.

Orta sınıf sistemli biçimde eritilirken, yoksulluk geçici değil kalıcı hâle getirilir.

Bu bir başarısızlık değil, tercih meselesidir.
Çünkü yoksulluk yönetilebilir;
Refah ise talep üretir.

Günümüzde birçok Ülke’de ekonomi;
Üretimi büyütmek için değil,
toplumu idare etmek için işletim aracı olarak kullanılmaktadır.

Bu yüzden de eğitimi yüksek toplumlarda sorulması gereken soru şudur:

“Ekonomik kriz var mı?” Sorusu değil, sürekli var edilen ekonomik kriz, aslında
“Bu kriz düzeni kimin işine yarıyor?” Sorusu olmalıdır.

Cevap bulunduğunda, geriye söylenecek fazla söz kalmayacaktır…