Türkiye’de futbolun neden bir türlü ileri gidemediğini, neden her krizden sonra aynı tartışmaları yaşadığımızı anlamak için çok uzağa bakmaya gerek yok. Cevap, artık yüksek sesle söylenmesi gereken bir yerde duruyor: Teknik direktörlük mesleğinin ahlaki ve profesyonel erozyonu.

Bahis oynayan teknik direktör meselesi, yalnızca bir disiplin ihlali değildir. Bu konu, “kim ne kadar ceza alacak?” başlığına sıkıştırılamaz. Çünkü bahis oynayan bir teknik direktör, yalnızca kuralları çiğnemiş olmaz; mesleğin ruhunu, karar mekanizmasını ve güven zeminini yok eder.

Burada sorun birkaç “çürük elma” değildir. Sorun, bu çürümeyi mümkün kılan zihniyettir.

Teknik Direktörlük Bir Meslek Değil mi?

Bir teknik direktör, 25–30 kişilik bir kadronun performansını, kariyerini ve geleceğini belirler. Oyuncu seçer, oynatır, keser. Bir futbolcunun vitrine çıkıp çıkmayacağına, bir gencin kariyerinin başlayıp başlamayacağına karar verir.

Şimdi soralım:

Bahis oynayan bir teknik direktör bu kararları hangi zihinle alır?

– Oyuncu tercihi gerçekten form durumuna mı dayanır?

– Maçın temposu, hamle zamanlaması, risk alma kararı gerçekten oyunun gereği midir?

– Yoksa saha içi kararlar, saha dışı ihtimallerle mi şekillenmektedir?

Teknik direktörlüğü bu kadar büyük bir yetki alanı olarak tanımlayıp, sonra “kişisel tercih” diyerek bahis meselesini hafife almak, futbola yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Asıl Skandal: Normalleşme

En tehlikeli nokta burasıdır.

Türkiye’de bahis oynayan teknik direktör tartışması bile kısa sürede şuna evrildi:

“Herkes oynuyor zaten.”

İşte asıl çöküş cümlesi budur.

“Herkes yapıyor” savunması, etik çöküşün resmi ilanıdır. Eğer “herkes yapıyor” diye bir meslek ahlaksızlığı meşrulaşıyorsa, o meslek artık meslek olmaktan çıkmıştır.

Avrupa’da bir teknik direktör bahisle ilişkilendirildiği anda kariyerini kaybeder. Bizde ise konu, kulis bilgisine, fısıltı gazetelerine ve geçici gündemlere dönüşür. Çünkü sistem, teknik adamı bilgiyle değil, ilişkiyle üretir.

Bilim Konuşanlar, Masada Oynayanlar

En ironik olan da şudur:

Kendini “modern”, “analitik”, “bilimsel” diye tanıtan birçok teknik direktör, saha dışında en ilkel refleksi gösteriyor: kolay para arayışı.

Bilim; süreç, sabır ve etik ister.

Bahis; kısa yol, hızlı kazanç ve çıkar ister.

Bu ikisi aynı bedende duramaz.

Bir teknik direktör bahis oynuyorsa, artık onun:

• analizine,

• maç planına,

• oyuncu gelişimi söylemlerine,

• “projeye ihtiyacımız var” cümlelerine

inanmak için hiçbir sebep yoktur.

Genç Teknik Adamlara Bırakılan Miras

Bugün altyapılarda, amatör liglerde, genç teknik direktörler şunu görüyor:

“Başarılı olmak için önce doğru ilişkiler, sonra doğru masalar, en son saha.”

Bahis oynayan ama hâlâ görev alan her teknik direktör, yalnızca bugünü kirletmiyor; yarının antrenör kuşağını da zehirliyor.

Bu yüzden mesele bireysel suç değil, mesleki itibar meselesidir.

Son Söz: Sert Ama Gerekli

Teknik direktörlük;

– kumar oynanacak,

– riskli alışkanlıklar sürdürülecek,

– “nasıl olsa yakalanmam” denilecek bir alan değildir.

Bahis oynayan teknik direktör, sadece kendini değil:

• oyuncusunu,

• kulübünü,

• ligi,

• futbolun adalet duygusunu

satın almıştır.

Türkiye futbolu ilerlemek istiyorsa, bu konuyu “gündem” olmaktan çıkarıp ilke meselesi haline getirmek zorundadır. Aksi halde sahadaki her mağlubiyet, her garip hamle, her tuhaf tercih şu soruyla anılacaktır:

“Bu karar futbol için mi, ihtimal için mi alındı?”

Ve bu soru sorulmaya devam ettikçe, futbol asla temiz kalmayacaktır.