Avrupa kupaları Türk futbolu için her zaman iki farklı duyguyu aynı anda yaşatır: umut ve yüzleşme.
Bu hafta da tam olarak bunu gördük.
Bir tarafta deplasmanda elenmenin eşiğine gelip uzatma dakikalarında hayatta kalan bir Galatasaray, diğer tarafta ilk maçta aldığı yenilginin bedelini rövanşta kazansa bile ödeyen ve Avrupa’ya veda eden bir Fenerbahçe vardı.
Skorlar farklıydı.
Ama ortaya çıkan tablo aslında aynı soruyu yeniden gündeme getirdi:
Türk futbolu gerçekten Avrupa seviyesinde mi?
Galatasaray: Tur Geldi Ama Uyarı Zilleri Çaldı
Deplasmanda Juventus karşısında oynanan rövanş, skor avantajının Avrupa’da ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.
İlk maçtaki 5-2’lik üstünlüğe rağmen Galatasaray uzun süre boyunca oyunun kontrolünü tamamen rakibine bıraktı ve elenme psikolojisinin içine girdi.
Sorun tur atlanması ya da atlanmaması değildi.
Sorun şuydu:
Galatasaray maçın büyük bölümünde oyunu yönetemedi.
Baskı altında doğru çıkışları üretemedi, tempoyu düşüremedi ve özellikle topsuz oyunda ciddi enerji kaybı yaşadı. Uzatma dakikalarında gelen iki gol büyük bir karakter göstergesiydi; ancak Avrupa’nın üst seviyesinde başarı sürekli kahramanlık hikâyeleriyle sürdürülemez.
Büyük takımlar avantajı korumaz, oyunu kontrol eder.
Galatasaray turu geçti ama bu eşleşme aynı zamanda ciddi bir uyarı niteliği taşıdı.
Fenerbahçe: Kazanmak Yetmedi
Nottingham Forest karşısında oynanan eşleşme ise Türk futbolunun en kritik problemini ortaya koydu.
Fenerbahçe rövanş maçını 2-1 kazandı.
Ancak ilk maçta alınan mağlubiyet nedeniyle Avrupa’ya veda etti.
İşte tam da burada Avrupa gerçeği devreye giriyor.
Rövanştaki galibiyet moral açısından değerli olabilir, fakat iki maçın genelinde oyun temposu ve fiziksel yoğunluk açısından üstün olan taraf Nottingham Forest’tı.
Fenerbahçe özellikle ilk maçta rakibin:
• geçiş hızına,
• fiziksel temas seviyesine,
• kolektif pres organizasyonuna
cevap üretmekte zorlandı.
Rövanşta gelen galibiyet ise daha çok reaksiyondu, oyun üstünlüğünün sürdürülebilir göstergesi değil.
Avrupa artık tek maçlık motivasyonlarla geçilen bir arena değil.
İki maç boyunca aynı tempo ve organizasyonu sürdürebilen takımlar kazanıyor.
Türk Futbolunun Kronik Yanılgısı
Türkiye’de hâlâ sonuç üzerinden değerlendirme yapılıyor.
Bir takım tur atlayınca her şey doğru kabul ediliyor.
Bir takım kazandığı halde elenince sadece şanssızlık konuşuluyor.
Oysa Avrupa’nın baktığı yer başka:
• Oyun hızı
• Atletik kapasite
• Pres sürekliliği
• Taktik disiplin
Avrupa futbolu artık bireysel kaliteyi değil, kolektif işleyişi ödüllendiriyor.
Biz ise hâlâ yıldız transferleriyle seviye atladığımızı düşünüyoruz.
Bu Avrupa Haftasının Gerçek Özeti
Galatasaray zorlandı ama hayatta kaldı.
Fenerbahçe kazandı ama yetmedi.
Ve iki sonuç da aynı gerçeği gösterdi:
Türk futbolu Avrupa’da hâlâ reaksiyon veren bir yapı içinde.
Oyunu belirleyen değil, oyuna uyum sağlamaya çalışan bir konumda.
Asıl Tehlike
En büyük risk elenmek değildir.
En büyük risk, kazanılan maçların gerçek problemi gizlemesidir.
Çünkü Avrupa’da bazen galibiyet bile sizi yanıltabilir.
Dün gece biri turu kurtardı,
diğeri maçı kazandığı halde elendi.
Ama her iki tablo da şunu söylüyor:
Türk futbolu hâlâ Avrupa’nın temposunu yakalamaya çalışıyor,
henüz onu belirleyen tarafta değil.