Bir ülkenin geleceği, sınıflarda sessizce oturan çocukların kalbinde atar. O kalp kırıldığında, sadece bir hayat değil; bir toplumun umudu da yara alır.

Son günlerde yaşanan acı olaylar, hepimizin içine ağır bir sızı bıraktı. Bir öğretmenin ve masum çocukların hayatını kaybettiği bu saldırılar, sadece bir haber başlığı değildir. Bu, derin bir sorgulamanın kapısını aralayan bir çığlıktır. Çünkü tetiği çeken de bir çocuktu… Ve asıl soru burada başlıyor: Biz çocuklarımıza neyi öğretiyoruz?


Uzun zamandır “özgüvenli çocuk yetiştirmek” adı altında, sınırları belirsiz bir anlayışın içine sürüklendik. Çocuğun kendini ifade etmesi ile başkalarına saygı duymaması arasındaki ince çizgi silikleşti. “Hayır” demeyi öğretirken, “durmayı” öğretmeyi unuttuk. Hak aramayı anlatırken, hakkın nerede başlayıp nerede bittiğini göstermedik. Böylece bazı çocuklar, kendilerini her şeyin merkezinde görmeye başladı. Oysa gerçek özgüven, başkalarının varlığını hiçe saymak değil; o varlığa saygı duyarak kendi yerini bilmektir.

Bir çocuğun karakteri sadece evde şekillenmez. Sokak, arkadaş çevresi, okul koridorları… Hepsi birer öğretmendir. Yanlış arkadaşlıklar, dışlanma, öfke biriktirme… Bunlar zamanla bir çocuğun iç dünyasında sessiz fırtınalar oluşturur. O fırtına, bir gün kontrolsüzce dışarı taştığında ise geriye tarifsiz acılar kalır.

Ve ekranlar…
Televizyonlarda, dizilerde, dijital platformlarda şiddet neredeyse sıradan bir hikâye unsuru hâline geldi. Silahlar, kavgalar, intikam sahneleri… Hepsi öyle hızlı ve öyle kolay sunuluyor ki, bir çocuğun zihninde gerçeklik ile kurgu arasındaki çizgi bulanıklaşıyor. İnsan hayatının değeri, birkaç dakikalık sahnelere sığdırılıyor. Oysa bir hayat, bir sahneden çok daha fazlasıdır. Geri dönüşü yoktur, telafisi yoktur.
Bugün yaşananlar bize acı bir gerçeği hatırlatıyor: Çocuklar sadece söylediklerimizi değil, gösterdiklerimizi de öğrenir. Evde kurduğumuz cümleler, sergilediğimiz davranışlar, izlediğimiz programlar… Hepsi onların yarınını inşa eder.

Belki de yeniden düşünmemiz gerekiyor.
Çocuklara sadece güçlü olmayı değil, merhametli olmayı öğretmek…
Sadece kendilerini savunmayı değil, başkalarına zarar vermemeyi anlatmak…
Sadece konuşmayı değil, dinlemeyi de göstermek…
Çünkü bir toplumun gerçek gücü, en zayıfına nasıl davrandığında gizlidir.

Bugün yitirdiğimiz canların ardından gözyaşı dökerken, yarın başka hayatlar sönmesin diye sorumluluk almalıyız. Her anne-baba, her öğretmen, her siyasetçi ,her yetişkin , kısacası herkes ….Hepimiz ama hepimiz bu hikâyenin bir parçasıyız.

Unutmayalım…
Bir çocuğun eline kalem yerine öfke geçiyorsa, orada sadece bir çocuk değil, ihmal edilmiş bir gelecek vardır.
Öznur Yucataş Uysal