İnsan, zamanla en çok kendini erteliyor. Hayatın koşuşturması içinde, yapılması gerekenlerin listesi uzadıkça; yaşanması gerekenler sessizce listenin dışına itiliyor.

Hep daha acil olanlar var: yetişmesi gereken işler, çözülmesi gereken sorunlar, kazanılması gereken mücadeleler… Ve bir de hep “sonra”ya bırakılanlar.


Sonra içilecek çay.
Sonra giyilecek elbise.
Sonra sevilecek an.


O “sonra” dediğimiz zaman, çoğu kez gelmiyor. Gelse bile, içimizdeki heves eskisi kadar taze olmuyor.


Toplum olarak bize öğretilen bir değer vardı hatılarmısınız?

Güzel olanı saklamak.

En iyi takımı misafir gelince giymek, en sevdiğimiz fincanı “kırılır” korkusuyla dolabın arkasına koymak, mutlu olmayı bile şartlara bağlamak…

Sanki hayat, sadece belirli günlerde yaşanmaya değer bir şeymiş gibi.
Oysa hayat, tam da sıradan dediğimiz anlarda kendini gösteriyor. Sabahın sessizliğinde, bir pencere kenarında içilen çayda, aynaya bakıp kendimize “bugün de buradayım” diyebilmekte.


Ne zaman ki insan, güzel olanı ertelemeyi bırakıyor; işte o zaman hayatın ritmi değişiyor. Çünkü mutluluk büyük olaylarda değil, küçük seçimlerde saklı.

Bugün sevdiğin fincanı kullanmak, bugün kendin için özenmek, bugün kendine kıymet vermek… Bunlar basit gibi görünen ama insanın iç dünyasında derin izler bırakan tercihler.


Hayatın bize hiçbir borcu yok.


Ama bizim hayata bir borcumuz var: Onu ertelemeden yaşamak.
Yarınlara güvenerek bugünü ihmal etmek, zamanın bize tanınmış sonsuz bir hak olduğu yanılgısından başka bir şey değil. Oysa her geçen gün, geri gelmeyecek şekilde geçip gidiyor. Ve biz çoğu zaman, farkına bile varmadan bir ömrü “idare ederek” tüketiyoruz.


Bu yazıyı yazarken şunu düşünüyorum: Belki de gerçek cesaret, büyük kararlar almak değil; kendimize bugün izin vermek. Mutlu olmaya, güzel olanı kullanmaya, kendimizi beklemeye almamaya izin vermek.


Çünkü güzel şeyler, sonra yaşanmak için değil.


Çünkü hayat, ertelenecek kadar uzun değil.
Ve çünkü insan, kendini ertelediği her gün, hayattan biraz daha uzaklaşıyor.


Bugün, en sevdiğin fincanı kullan.
Bugün, kendin için özen göster.
Bugün, hayatı beklemeye alma.


Yarın değil bugün.“Sonra yaparım” dediğimiz her şey, aslında bugünden çaldığımız küçük parçalardır. Sonra mutlu olurum. Sonra kendime vakit ayırırım. Sonra güzel olanı yaşarım. O “sonra”, fark etmeden bir savunma mekanizmasına dönüşür.

Şimdiyle yüzleşmemek için kurduğumuz nazik bir cümle.


Oysa hayat, beklemeye gelmez.
Hayat, ancak yaṣandığın da anlam kazanır.“Sonra yaparım” dediğimiz her şey, aslında bugünden çaldığımız küçük parçalardır. Sonra mutlu olurum.

Sonra kendime vakit ayırırım. Sonra güzel olanı yaşarım. O “sonra”, fark etmeden herșeye geç kalınır. Şimdiyle yüzleşmemek için kurduğumuz nazik bir cümle.


Oysa hayat, beklemeye gelmez.Bugün kendin için bir şey yapmayan insan, yarın bunu yapacak gücü de bulamayabilir. Çünkü hayat, erteledikçe genişlemez; daralır.
Belki de bu yüzden artık şunu yüksek sesle söylemenin zamanı gelmiştir:
Hayat, “sonra”ya bırakılmayacak kadar kıymetlidir.


Kalben sevgilerimle.