" ...Verdiği sözü tutmayanlar zalimdir. Yerine getirilmeyecek sözler sarf edilmemelidir. Yapmayacağınız şeyi neden söylüyorsunuz? …"diye bizlere sesleniyor Yüce Yaradan!

Oysa karşılıklı konuşmalar da
“-Söz mü?
-Evet söz.” cevabı teminatın, güvenin adresi değil miydi?

“Erkek adam sözünden dönmez, dahası söz namustur” kavramlarını kendine düstur edinen bir zihniyetin mensupları olduğumuzu unutuyor muyuz acaba?

Öyle ki Sözlüm kelimesi biz de çok ama çok anlamlıdır. Bu kelime namusun, anlaşmanın, geri dönüşü olmayan yolun en kısa bir şekildeki tarifidir.

Sözünden dönmek bencilliğin, yalanın, gaspın, haksızlığın, hilenin, karaktersizliğin kol kola gezdiği kötü ahlakın kol gezdiği mayın tarlasıdır.

Merhum Mehmet Akif Ersoy ne güzel okumuş insanlığın bu kötü yüzünü:

“Haya sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki her yerde
Ne çirkin yüzler örtermiş meğer o incecik perde
Vefa yok, ahde hürmet hiç, lafe-i bi medlul
Yalan rayiç, hıyanet mültezem, her yerde hak meçhul
Ne tüyler ürperir ya Rab ne korkunç inkılap olmuş.”

Öyle ki tekrarlı yapılan sözünde bulunmamalar, yalanlar, beraberinde diğer kötü hasletlere de davetiye çıkararak hayatın ayrılmaz bir parçası olur. Hatta rutinleşen bu kötü haslet iyiliğin filizlenmesine engel olur. Yazık çok yazık şu iki günlük dünyada basit emeller için yapılanlar zulümdür zulüm, değer mi hiç bu kadar küçülmek, insanlığa ayaklar altında can çekiştirmek? Vefayı revirlere hapsetmek, insanlığı suni solunuma bağlamak, bitkisel hayata canları, hissiyatları feda etmek ne kadar doğru acaba?

Yoksa “ben yaptım da oldu”yu kuru kuruya inatla savunur muyuz? Alınan nefesi veremeyecek kadar kısacık şu fani dünyada sonunda “…nasıl bilirdiniz, hakkınızı helal ediyor musunuz?” sorusu ile karışılacağı hiç ama hiç göz ardı edilmemelidir.

İşte madalyonun gerçek bir yüzü! Ya diğeri, sorununun çözümü var mıdır dersiniz?

Bakın Yunus ömrü, dünyayı nasıl müşahede ediyor. Yunus’un insanlık deryası güzel sözleri bitmeyen şu hayatımızın bir pusulası olsun.

“Geldi geçti ömrüm benim, sol yel esip geçmiş gibi,
Hele bana şöyle geldi, sol göz yumup açmış gibi,
İş bu söze hak tanıktır, Bu can gövdeye konuktur.
Bir gün ola çıka gide, kafesten kuş uçmuş gibi.”

Evet madalyonunun diğer yüzünde söz vermek ne anlama geliyor ola ki?

Söz vermek, sözünde durma bir sözleşmedir, bir nevi yazılı veya sözlü antlaşmadır, yeminin bir başka şekildeki ifadesidir, misaktır. Nasıl revirde can çekişir ki ahde vefa!

Hepimiz bir geminin içerisinde seyahat eden yolcularız. Yanlışlar beraberinde diğer eğrileri, kötülükleri, olumsuzlukları doğurur. Bu yolculukta yaşanılacak sıkıntılar duruma ve yerine göre herkese zarar verebilir. Hatalar, kötü alışkanlıklar, sızıntılar, defolar tedbir alınmazsa zamanla büyür ve engellenemez.

Sonuçta da bu gemi batarsa belki az, belki çok, belki önce belki de sonra ama herkes bu olumsuzluktan nasibini alır. Hele bir de yüzme bilmiyorsa ne olur deryada insan?

Dünya yaratılmadan ilk hileyi, aldatmayı yapan Şeytan örnek olarak ders olsun insanlığa. Bakın aldatılma ile ne kozlar elde etti, bizleri nasıl terletiyor güya Ateş!

Elbette ki huzur, iyide, güzelde, hoşta, samimiyette, doğruda, hem de dosdoğruda aranır. Gerçek anlamda insan olmanın farkına varabilmek. İşte asıl mesele de bu!

Sözünden dönmenin, ne anlama geldiğini en iyi aldatılanlar bilirler.
Sözünde durmanın ne anlama geldiğini en iyi bilenler söz veren kişilerdir.

Bir kere ne olursa olsun sözünden dönmemek, söz vermek bedel ister, bedel! Çünkü sözünden dönmemek şahsiyetin önemli basamağıdır. O halde ilkeli, karakterli, samimi davranmak, duyguları öldürmemek, insaflı, merhametli olmak, vefalı olmak, doğru olmak da sözünde durmanın en yakın dostlarıdır. Yeter ki hazinenin, bahçenin anahtarını bulalım. Hangi göz kamaştıran hazineler, güller, çiçekler, manzaralar gözümüze ve gönlümüze hitap etmez ki?

Öyle ki hayırlı kelimelere kendini esir edenleri değil, iyiliği kendine rehber edinenleri kendine örnek alabilmek. Defalarca istenen bir kapıyı dikkate alacak, “Yaratılanı Yaradan’dan ötürü hoş görecek” bir zihniyet ışığında insanlığın anlamını bilecekler ile beraber yol haritası çizebilmek. Dahası zalimliktense mazlumluğu tercih edebilmek.

“Tekrar yüz seksen defa da olsa güzeldir demiş atalarımız. Evet, sözünde durabilmek bir bedel ister. Ne olursa olsun, hangi pazarlık yapılırsa yapılsın bedel ister sözünde durmak!

İnsanları önemsemek, konuşulanların farkında olabilmek, insanlara değer vermenin, adaletin anlamıdır sözünde durabilmek. Hiç değilse “Üzgünüm ama verilmiş bir sözüm var, sözümde bulunamadım özür dillerim.” cümlelerini kullanırken cimri davranmamak, benlik kimliğinden muhabbet moduna geçebilmek…

Sözün özü şekilden öte insan olabilmek, insanları sevebilmek, amaç ve hedeflerin farkında olabilmek. Asıl mesele taviz vermemek, şekilden şekle girmemek, ezilip büzülmemek, menfaat pazarlığında insanlığı ucuza satmamaktır.

Söz verme adına sözün ne anlama geldiğini bilmek, adam gibi adam, kale gibi adam, bükülmez bel, eğilmez baş olabilmek…Sayının, kalabalığın ne önemi var ki bu yolda! Yeter ki insan insan olsun, önemli olan da sayı değil, kalite…

Kavaklar hep diktirler, herkesin önünde eğilmezler. Eğilmesi gerekilen yerde gerekiyorsa kendilerini feda bile derler. Söz ve sözünde durmak elbette ki çok önemlidir. Doğru, huzurlu ve onurlu bir hayatın vaz geçilmezidir sözünde durmak.

Bir dostum hep der ki “Sözüne Köle Olan Sultan Olur.”