DÜŞÜNME ZAMANI

DÜŞÜNME ZAMANI
 
Başta mubarek bayramlarımızda olmak üzere,gündeme gelir eski ve yeni zamanlar arasındaki farklar...Günler ayları,aylar yılları kovalayıp giderken neler değişmedi ki...Aradaki farkları anlatmak kolay mı?Hiç değil...
 
Bütün hısım akrabanın nerdeyse aynı köyde yaşadığı günlerden,şehirlere,gerek eğitim gerekse ekmek kavgasından dolayı,öz yurdunu bırakıp farklı diyarlara ve dünyalara yelken açılan günlere geldik.Hiç birimiz için durum bundan farklı değil sanırım.Tüm sülalesi aynı şehirde olanlar elini kaldırsın desem acaba bir kişi çıkar mı?
 
Bizim yaş kuşağı o kadar hızlı gelişmelere şahit oldu ki...
Bırakın televizyonu,radyonun dahi her evde olmadığı günleri de biliyoruz,bir köy veya mahallede sadece tek bir siyah beyaz televizyonun olduğu zamanları da... Şimdilerde ki akıllı televizyonları da.Tek bir telefonun tüm köye veya tüm mahalleye hizmet ettiği günlerden,cep teefonundan görüntülü görüşme yaptığımız günlere ne kadar da hızlı geldik...
 
Peki bizlere eski ile yeniyi kıyaslatan,zaman zaman heey gidi günler dedirten tüm bu gelişmelerden duyduğumuz rahatsızlık ve teknolojiye karşı olmamız veya ayak uyduramama endişesi mi ?Yoksa,hepsi insan oğlu için bir araç olan gelişmelerin rüzgarına kapılmış giderken,mana dünyamızda açılan,görmediğimiz, zaman zaman görmek dahi istemediğimiz manevi gedikler mi ?
 
Hak Telanın emri ilahisini bilme, Hz Rasulullah’ı (sav)tanıma ,sevme, ahlakların en güzeli olan o mubarek ahlakları ile ahlaklanma,içine sindirme ve yaşama yönünden,bırakın dede ile torunu,baba ile oğul hatta büyük kardeşle en küçük kardeş arasındaki uçurum öyle bir arttı ki izah edebilene aşk olsun...
 
Değer yargılarımız,törelerimiz,yaşam biçimimiz,mukaddesatımız neredeyse darmadağın oldu.Yeni yetişen gençlerimizi,yarınlarımızın ümitlerini tanımakta zorlanır olduk... Vah ki ne vah...
 
Çağa ayak uydururken,teknolojik olarak gelişmeye çalışırken aile yapımızı,inancımızı,ahlakımızı özetle bizi biz yapan manevi değerlerimizin cümlesini korumazsak,gençlerimizi bu doğrultuda yetiştirmezsek,donatmazsak, geriye ne kalır ki?Çok daha derin analizlere girmeden kısaca söyleyeyim: “ KOCA BİR HİÇ “
 
Şüphesiz dinini,inancını,kimliğini,kültürünü bilen ancak çok ta göz önünde olmayan pırıl pırıl genç bir nesil de var çok şükür.Ancak,kast ettiğim sayıca büyüük çoğunluk...Peki kim ne yapılabilir?
 
İslam,hal dinidir canlar.Yaşayarak örnek olma.Yeni tabirle rol model olma.Bozulma da düzelme de şüphesiz ailede başlıyor.Geleceğin ana babaları olacak,ülkemizi emanet edeceğimiz gençlerimizin,maddi geleceklerine verdiğimiz özeni,hatta kat be kat fazlasını nihai akibetlerinin Rabbimizin lütfuyla hayırlar olmasına da vermek,aile olarak bizlere düşen en temel görevdir.
 
Göz görür,gönül alışır,yadırgama biter…
Sonra,davranışlara yansır ve yaşam biçimine dönüşür...

Biz dert edinirken,din,devlet ve ümmet düşmanları boş duracak değil ya.Her filmin içerisine,kendi yaşam tarzlarını ve kültürlerini serpiştirenler; yıllardır bilinçli bir şekilde cinsiyeti meçhul tiplemeleri yani kadınlaşmış erkekleri,erkeksi kadınları hemen hemen her diziye monte edenler,malesef şehit kanlarıyla sulanmış bu ülkede,çok ama çok yol aldılar.
Kişisel tercihidir ve saygı duyulmalıdır aldatmacasıyla,önce bireyin sonra da geleceğin aile yapısının altına dinamit koydular,koymaya da devam ediyorlar...
 
Cümle ümmetin umudu olan ülkemde,siyaseten de,LGBT denilen bu lanet zihniyeti, demokrasi özgürlük vs altında destekleyen ciddi bir gürüh ve peşlerine takılmış, bir yığıınn insan varken, açmazlara düşmüş,her geçen gün de tanımakta zorlandığımız gençlerimizi kazanmak,doğrularla buluşturmak malesef çok zor.
 
Son söz olarak;genç nüfusu kaybetmemek için;aile,hükümet,devlet ve tüm toplum gereken tedbirleri almalıdır.Aksi halde,zelil olan kayıp bir neslin olması,kimseyi şaşırtmamalıdır.
Biz nacizane,sorumluluğumuz gereği yazıp, çizdik..Herkes şapkasının önüne koyup düşünsün,hem de uzun uzuunn!!!
 
Kalın sağlıcakla
Azmi Ozan