Bir Toplumun Mihenk Taşı: Mutlu Kadın

Son zamanlarda birçok kadın arkadaşımın derdini dinlemek zorunda kaldım.

Bazen bir arkadaş toplantısında kahvemizi içerken başlayan bir dertleşmede, bazen derneğe gelen kadınların anlattıklarında, bazen de standa uğrayıp ayaküstü iki kelime konuştuğumuz anlarda…

Hikâyeler farklıydı ama duygular aynıydı.

Birçok kadın eşlerinden dert yanıyordu.
Kimi, “Eşim bana trip atıyor. Nazlanma hakkımı bile elimden alıyor.” diyordu.
Kimi, “Aylarca benimle konuşmuyor. En sonunda haklı olduğum hâlde gidip konuşan yine ben oluyorum.” diye anlatıyordu.
Bir başkası ise içini şöyle döküyordu:
“Eşim ne ev işlerinde ne de çocukları büyütürken bana yardım ediyor. Üstelik bunu bir lütuf değil, sanki benim mecburiyetimmiş gibi görüyor.”
Aynı evin içinde, aynı sofrada oturup birbirine küsen insanlar…
Konuşmadan, bakmadan, görmezden gelerek geçen aylar, yıllar…

Hatta bazı kadınlar daha ağır sözler duyduklarını anlatıyordu.
“Çalışmazsan seni boşarım. Mecbursun çalışmaya.” gibi tehditler bile…

Dinledikçe insan kendi kendine sormadan edemiyor:

Bizim erkeklerimize ne oldu?

Eskiden evin direği denildiğinde akla güven veren, omuz olan erkekler gelirdi.
Eşine destek olan, zor zamanlarda yanında duran erkekler…
Şimdi ise birçok kadın hem güçlü olmak zorunda kalıyor, hem değersiz hissettiriliyor hem de susması bekleniyor.

Oysa kadın güçlüdür ama sürekli güçlü kalmak zorunda değildir.

Bazen naz yapmak ister.
Bazen hassas olur.
Bazen de sadece ilgi görmek ister.

Ve bu onun en doğal hakkıdır.

Ama görüyoruz ki kadınların omuzlarına çok fazla yük bırakılmış durumda.
Ev, çocuklar, iş hayatı, hayatın bitmeyen telaşı… Bir de üstüne duygusal yalnızlık eklenince kadın içten içe yoruluyor.
Biz kadınlar aslında çok şey istemiyoruz.
Sadece doğum günlerimizde ya da Anneler Günü’nde hatırlanmak değil…

Her zaman değer görmek istiyoruz.

Çünkü unutulmaması gereken bir gerçek var:

Eğer kadın evinde mutluysa,
çocukları mutlu olur.
Ailesi mutlu olur.
Çevresi mutlu olur.

Mutlu ve huzurlu bir kadın, toplumun mutluluğunun mihenk taşıdır.

Belki de artık birbirimize yeniden bakmanın zamanı geldi.
Kadınlar sadece yük taşıyan omuzlar değildir. Onlar bir evin kalbidir.

Kalp yorulursa ev susar.
Kalp kırılırsa çocukların neşesi azalır.
Kırgınlıklar büyür, çatışmalar başlar ve çoğu zaman kaçınılmaz son gelir: boşanmalar.

Biz kadınlar mucize istemiyoruz.
Sadece anlaşılmak, hatırlanmak ve değer görmek istiyoruz.

Çünkü basit ama çok önemli bir gerçek var:

Mutlu bir kadın yalnızca bir evi değil, bir toplumu da ayakta tutar.

Bu yüzden erkeklere küçük ama önemli bir hatırlatma yapmak istiyorum:
Kadınları güçlü oldukları için her şeyi taşımak zorunda bırakmayın.

Bırakın biz kadın olarak kalalım.
Nazımızla, hassasiyetimizle, şefkatimizle…

Çünkü bir kadının huzuru,
bir evin en sağlam direğidir.
“Unutmayalım… Kalp yorulursa ev susar.

Öznur Yucataş Uysal