BİR ANNE KALBİ YAŞ HESABI YAPMAZ

Geçtiğimiz günlerde oğlumla birlikte, yeğenimin nişanı için on günlüğüne Türkiye’ye gittik. Gidişimiz büyük bir sevinçle başladı; hasretler, kalabalık sofralar, aile sesleri…

Ama hayat, sevincin yanına bazen sessizce başka duygular da bırakıyor.

Oğlum Enes hastalandı. Ateşi yoktu ama durmak bilmeyen, içini parçalayan bir öksürük vardı. Geceleri uykusunu bölen, gündüzleri nefesini yoran… Yaşı 29’du, bunu biliyordum. Ama onu iyileştirmeye çalışırken kalbim yaş hesabı yapmadı. Başında beklerken, ilacını içirirken, bal–zencefil verirken, her öksürükte içim ürperirken sanki kollarımda minicik bir bebeğim vardı.
Evlat öyle farklı bir duygu ki; kaç yaşına gelirse gelsin, annenin yüreğinde hep aynıdır.

Ardından annem hastalandı. Yılların yorgunluğu yüzüne çökmüş, sesi kısılmış, bedeni bitkin, bakışları dalgındı. Evladın acısı başka, annenin hâli insanı bambaşka bir yerden yakalıyor. Ben de hastaydım ama bunu hiçe saydım. Çünkü insan, sevdiklerinin canı yanarken kendi ağrısını hissetmiyor bile.
Üç nesil aynı evde, aynı kırılganlıkla, birbirimize bakarak, birbirimizi iyileştirmeye çalışarak ayakta kalmaya çalıştık.

İşte o günlerde yüreğim daha da ağırlaştı. Oğlumun her öksürüğünde, annemin her zor nefesinde, aklıma dünyanın başka köşelerindeki çocuklar geldi. Hastalıkla, yoksullukla, savaşla sınananlar… Evladının başında bekleyen ama çaresiz kalan anneler… Biz evimizin içinde bile bu kadar zorlanırken, onların yükünü kim görüyor? Kim hissediyor?

Günümüzde insanlık, ne yazık ki başkasının acısına bakıp geçmeyi öğrendi. Yardımlaşma, destek olmak, bir başkasının yükünü omuzlamak giderek azalıyor.
“Beni ilgilendirmiyor” ya da “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” cümleleri, vicdanları susturmanın en kolay yolu hâline geldi. Oysa acı, kapıyı çaldığında kimseye kimlik sormuyor maalesef.

Şunu çok net söyleyebilirim: Nerede bir acı varsa ve senin yüreğin orası için yanıyorsa, işte o zaman insansın. Sevdiklerinin acısını derinden hisseden bir insan, başka çocukların, başka annelerin, başka insanların dertlerine sırtını dönemez. Çünkü kalp bir kez bu bağı kurdu mu, artık görmezden gelemez.

Belki herkes büyük işler yapamaz. Belki herkes dünyayı değiştiremez. Ama bir çocuğun başını okşamak, bir annenin sesini duymak, bir yaraya merhem olmak, bir dertliye “yalnız değilsin” demek hâlâ mümkün. Ve hâlâ çok kıymetli.

İnsanlık, başkasının acısını kendi yüreğinde hissedebildiği sürece var. İşte o zaman insan olmanın değerini daha iyi anlarız.

ASILINDA ZOR DEĞİL…
SADECE İNSAN OLACAĞIZ.