Korona virüsün Sıfırlanmasının Dünyada 2-3 Yıla Varacağı Konusunda Yaklaşımlar Var

İlhan Kılıç ile Pazar Sohbetleri röportaj serimizin bu haftaki konuğu Elazığlı hemşehrimiz Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan oldu.

Korona virüsün Sıfırlanmasının Dünyada 2-3 Yıla Varacağı Konusunda Yaklaşımlar Var
Editör: Haberin Saati
03 Mayıs 2020 - 12:00 - Güncelleme: 03 Mayıs 2020 - 12:00

Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan ,İngiltere Ulusal Haber Ajansı Reuters'a verdiği mülakatan sonra Haberin Saati okuyucuları için özel sorularımıza cevap verdi...

işte o röportaj iyi pazarlar...

İLHAN KILIÇ : Prof Dr Mustafa Necmi İlhan Kimdir ?Hocam sizi tanıya bilir miyiz?

PROF. DR. MUSTAFA NECMİ İLHAN: Merhaba, ben Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan. 1971 Elazığ Harput doğumluyum. İlkokula başlayana kadar 1977'ye kadar Elazığ'daydım. Daha sonra babamın görevi nedeniyle Ankara'ya geldim ve 1977'den beri de Ankara'dayım. Elbette Elazığ'la ilişkilerimiz çok sıkı bir şekilde devam ediyor. Babam rahmetli Dr. Nihat İlhan Kıbrıs Gazisi Elazığ'da Cadiye Kabristanı'nda ağabeyleri ve eşiyle defnedilmiş durumda. Bu nedenle çok fazla gidip geliyoruz. Bunun yanı sıra Elazığ İzzetpaşa Vakfı'nda görevliyim. Kurucu olan babamın yerine vakıfta da vakıf üyesi olarak görev yapmaktayım. İlk, orta ve lise eğitimimi Ankara'da tamamladım. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne 1989 yılında başladım. 1995 yılında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra zorunlu hizmet ardı sıra 2001 yılında yine Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Halk Sağlığı doktorasını bitirdim. Daha sonra yine bir Sağlık Bakanlığı'nda çalışmadan sonra 2 yıl sonra üniversiteye geri döndüm. 2003 sonu 2004 başı Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Dalında öğretim görevlisi olarak başladım. Bu arada eğitime devam ettim. İkinci doktoramı iş sağlığı alanında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Dalında yaptım. Onu da 2008 yılında tamamladım. Daha sonra bir de hastane işletmeciliğiyle ilgili Gazi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi'nde hastane işletmeciliği konusunda MBA yaptım. Eğitimim bu şekilde. Daha sonra 1998'de başladığım Gazi Üniversitesi araştırma görevlisi olarak üç yıl çalıştıktan sonra az önce söylediğim gibi iki yıl bir boşluk oldu ve 2003 yılında tekrar geri döndüm doktorayı bitirdikten sonra. 2003'ten bu yana da 16-17 yıldır aynı üniversitede öğretim üyesiyim. Halen araştırma görevlisi olarak başladığım Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde sırasıyla yardımcı doçent, doçent, profesör oldum. Aynı zamanda geçmiş zamanda başhekim yardımcılığı, Tıp Fakültesi yönetim kurulu üyeliği, bilim dalı başkanlıkları görevlerinde bulundum. Halen de Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Bilim Dalı Başkanı, İş ve Meslek Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı, Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı, Gazi Üniversitesi Yönetim Kurulu Üyesi ve Gazi Üniversitesi Senato Üyesiyim. Bu şekilde çalışmalarım devam ediyor. Tabi aynı zamanda çalışmalarım içerisinde, sırf halk sağlığının belli alanları içerisinde daha çok yönlenmiş durumdayız. Bunların başında epidemiyoloji geliyor bu salgınla ilgimiz de buradan geliyor. Bunun yanı sıra toplum ruh sağlığı, madde bağımlılığı, iş sağlığı ve güvenliği, sağlık yönetimi ve sağlık ekonomisi gibi alanlar görev yaptığım temel alanlar. Ülkemizde de pek çok kamu kuruluşu ile çalışıyoruz. Başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere, Aile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yine beraber çalıştığımız bakanlıklarımız içerisinde.  Bunun yanında uluslararası kuruluşlarla ciddi irtibatlarımız var. İçişleri Bakanlığımızın görevlendirmesiyle Avrupa Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi'nin 10 yıl Türkiye'de ulusal uzmanlığını yaptım. Halen de Bilim Kurulu Üyesi olarak görevim devam ediyor. Yine geçtiğimiz dönemde son 4 yıl boyunca Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisinde yıllık toplantıda Türkiye delegesi olarak görev aldım. Uyuşturucu konusunda da Birleşmiş Milletlerde de iki kez sunum yapma fırsatım oldu. Bunun yanı sıra Dünya Sağlık Örgütü Türkiye ofisi Birleşmiş Milletler Nüfus fonu gibi kuruluşlarla da Ankara'da bir hayli çalışıyoruz. Çalışmalarımız bu şekilde.
 
İLHAN KILIÇ : Korona virüs hakkında biraz bilgi verir misiniz ?  Virüsün nasıl ortaya çıktığı belli oldu mu?
PROF. DR. MUSTAFA NECMİ İLHAN:Korona virüs aslında bilindik bir virüs. Dünyada daha önce de salgınlar yapmıştı. Uzun yıllardır biliniyor. Yakın zamana baktığımızda MERS-CoV adıyla orta doğu bölgesinde bir salgın yaptı, Arap yarımadasında. Ondan öncesinde SARS adıyla özelllikle Güney Asya kökenli bir salgın yaptı. Dünyaya da buradan yayılmıştı ama bu salgınlar açıkçası bugünkü gibi değildi. MERS-CoV zaten Uzak ve Ortadoğu arasında kalmışken SARS ise bir parça yayıldı. Avrupa ve Amerika'ya kadar gitti ama ülkemizde SARS görülmedi. Şimdi görülen Covid-19 diye adlandırılan yeni korona virüs tipi ise mevcut korona virüsün mutasyona uğramış hali yani genetik yapısının değiştirilmiş hali. Kayıtlara göre bakarsak ilk kez bu sene Çin'de görüldü. Bu senenin başında Çin'de görüldüğü konusunda bilgi var ama tabi bu bilgi tartışmalı bilgi. Zira Aralık sonu Ocak başında Çinli yetkililerin Dünya Sağlık Örgütü'nü kendi ülkelerinde iyileşmeyen bir pnömoni zatürre olduğunu tanımlamasıyla Dünya Sağlık Örgütü haberdar oluyor ve böyle bir seri vakadan bahsediyorlar. Bu vakayla ilgili tabi detaylara baktıklarında daha önce görülmemiş bir şekilde hiçbir viral, anti mikrobiyal, antimikrobiyal cevap vermeyen bir pnömoni şekli görüyorlar ve insanların kayıp edildiğini söylüyorlar. Sonra bir saha çalışması yapıyorlar ve bunların işte meşhur Wuhan'daki hayvan pazarından kaynaklandığını görüyorlar ve daha sonra da bu bildirim yapılıyor. Sonra tabi geç bildirim yapıldı-erken bildirim yapıldı çok tartışmalı bununla beraber bütün dünya şu an içinde bulunduğumuz 3 milyonu geçkin kişiyi etkileyen pandemiyle yüz yüze geliyor. Tabi bu virüsün esas sorunu esas özelliği bulaştırıcılığının çok fazla olması. Örneğin MERS-Cov'a veya SARS'a göre fatalitesi yani öldürücülüğü o denli yüksek değil ama bulaştırıcılığı o kadar yüksek ki bulaştırıcılık vesilesiyle dünyanın her yerine enfekte ederek öldürücülüğü düşük de olsa bütün dünyada olumsuz sonuçlara neden oldu ve halen de devam ediyor. Bu arada bu virüsün aslında Aralık ayında ortaya çıktığına dair de çeşitli spekülasyonlar var ama bunun için yorum yapmak çok zor. Hali hazırda geldiğimiz noktada, dünyanın korona virüsü duyduğu Covid-19'u duyduğu 4 aylık süreçte dediğim gibi çok ciddi bir etkilenim söz konusu.
 
 
İLHAN KILIÇ : Bağışıklık nasıl kazanılır?
PROF. DR. MUSTAFA NECMİ İLHAN:Korona virüse karşı bağışıklık kazanmanın 2 yolu var. Bir tanesi bu hastalığı geçirmek ama hastalığı geçirdikten sonra da bağışıklık ne kadar süre kalıcı oluyor o konuda henüz fikir sahibi değiliz çünkü hastalık daha çok yeni. Bir diğeri ise aşı yapmak. Biliyorsunuz aşılarda hastalık geçirmiş gibi insan vücudunda algı yaratarak o virüse karşı antikor oluşmasını bağışık olunmasını sağlarlar. Şu an aşı çalışmaları devam ediyor, iyi noktaya gelenler var ama en erken önümüzdeki yılbaşı yani 2021 başında aşıdan bahsetmek mümkün olacak. Tabi hastalığı geçirip bağışık olanların da başka bir dezavantajı var. Hastalığı geçirmiş olabilir kişiler doğrudur ama hastalığı geçirmekle birlikte şöyle bir dezavantajlı durum var. Bir daha tekrar hastalık geçirmeyeceksiniz her bir kanıt yok elimizde belki şuan akut dönemde hemen hasta oldum öbür hafta hasta olur muyum gibi değil ama örneğin iki ay sonra 3 ay sonra veya bir dönemde hastalık geçirip geçirmeyecekler hastalığı geçse dahi bu belli değil. Gelelim aşı meselesine aşı da geliştirilmesi için başka bazı aşamalar var işte deneme aşaması insan çalışması yan etkilerin takibi aşaması sağlam kişilere verilmesi ve takip aşaması gibi şu an bu son söylediğim aşama devam ediyor. Ama bunun izlenmesi gerekiyor zira dünya genelinde yaygın kullanılacak bir aşının başka etkileri var mı yok mu iyice araştırılması gerekiyor. Bunun yanında aşı geliştirildikten sonra tabi 8 milyara yakın dünya nüfusuna uygulanması için biraz zaman ihtiyaç olacak. Bu da aşı için önemli bir sorun aslında. Tabi keşke aşısı olsa da herkese yapsak, hiç kimse hasta olmasa ama böyle bir dezavantajı var.
Aşıyla ilgili yine başka bir konu aşı geliştirince öncelikle muhtemelen risk grubundaki insanlara yapılacak. Kimdir risk grubu? İşte bugün bizim Türkiye'de evlerinde kısıtlama yaptığımız kişiler. 60 yaş ve üzeri olanlar, daha genç insanlar, kronik hastalığı olanlar, sağlık çalışanları, polis, market çalışanı, zabıta, pazar çalışanı gibi yani hizmet sektöründe çalışanlara öncelik verilecek. Peyderpey dünyada uygulanacak tabi aşı virüsün şu anki biçimine göre değişecek. Az önce söylediğim gibi bir mutasyon olursa bu sefer aşının etkili olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu olarak karşımıza gelecek. Açıkçası şu an şunu söylemek doğru cümle olacaktır. Covid-19'la ilgili henüz bağışıklıkla ilgili bilgiye yeterince sahip olmadığımız için hastalıktan uzak durmak, hastalığa yakalanmamak, sosyal mesafe bırakmak en doğru korunma yaklaşımıdır.
 
 
İLHAN KILIÇ :Hangi tedavi yöntemleri daha hızlı yanıt veriyor?
PROF. DR. MUSTAFA NECMİ İLHAN:Hastalığın tedavisinde 2 ayrı yöntem var. Bir tanesi hastalığın genel destekleyici tedavisi yani hastanın genel durumunun kötüye gitmesini engellemek. Olabildiğince hastanın ihtiyacı olan kapasiteyi sağlamak. Yoğun bakımı, hasta yatağı yada entübe dediğimiz yoğun bakım cihazı açısından. Türkiye bu konuda oldukça iyi. Zira şöyle bu salgın ilk başladığı zaman Türkiye'de yoğun bakım yataklarının %60'ı doluydu. Diğer yataklarda ise %50'nin altında bir doluluk vardı. Türkiye salgının geleceğini düşünerek, planlayarak bir hazırlık yaptı. Mart başından itibaren benim çalıştığım Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi de Türkiye'nin sayılı en büyük fakültelerinde ve hastanelerinden birisine sahip. Örneğin biz de bütün elektif dediğimiz zorunluluk olmadıkça olan ameliyatları iptal ettik. Olabildiğince ertelenebilecek sağlık sorunlarını biraz daha  sonra yapmaya çalıştık. Halen de bu durum devam ediyor. Bu nedenle açıkçası destekleyici tedavi kısmı bu şekilde.
Korona virüse etki yapacak doğrudan virüse etkili tedavilere baktığımızda ise şöyle bir şeyden bahsetmek olanaklı; Klorokin bugün çok tartışılıyor evet Türkiye bu ilaçla ilgili bir stoklama yapmıştı salgın başlamadan önce hazırdı stoğumuz bu nedenle de başarılı olduk. Yeni antiviral tedaviler var bunların detayına çok girmek istemiyorum ama Türkiye şöyle bir strateji geliştirdi hemen her hafta güncellenen ve ülke çapında kamuya açık olarak yayınlanan Salgın Kontrol Stratejisi kapsamında hemen her hafta algoritmaları güncelledik. Tedavi algoritmalarını güncelledi Türkiye Cumhuriyeti ve şöyle bir strateji benimsedi. Hastalara erken tedavi vermek. İlk başta Çin'de başlanan ilaç daha geç oarak veriliyordu hastalara. Hasta yoğun bakıma gittikten sonra, entübe olduktan sonra.. Bir Türkiye olarak bu ilacı hastaya çok daha erken vermeye başladık. Hastayı olabildiğince geç entübe yaklaşımı güdüldü yani olabildiğince hastayı normal solunumuyla bırakma, hastanın olabildiğince kendi kendine solumasını sağlama ve bunun ötesinde basınçlı oksijen vererek hastanın makinaya bağlı olmasını sağlama gibi yaklaşımlar ve tedavinin erken başlaması söz konusu. Şu an bir de plazma tedavisi söz konusu bu da başka bir alternatif bu konuda Türk Kızılayı çalışmalar yapıyor. Elbette bu hastalık yeni olduğu için net olarak hani şu etkilidir demek çok güç. Şu an pek çok çalışma açıkçası deneyimlerle yürüyor. Bütün dünyada böyle ama biz tedavi olan ve iyileşen oranına baktığımızda ve ölüm oranlarına baktığımızda uyguladığımız stratejinin oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim Türkiye'de. Hemen bir örnek; 1 Mayıs itibariyle salgının yaklaşık 50. günündeydik ve 50. gün itibariyle iyileşen sayımız tanı konan sayısının %45'i kadar ve vefat oranı da %2,5 oranında seyrediyor.
 
İLHAN KILIÇ :Erken entübe nedir?
PROF. DR. MUSTAFA NECMİ İLHAN:Biz erken entübasyon yapmıyoruz. Erken entübasyon daha hastanın ihtiyacı yokken hemen makinaya bağlamak anlamına geliyor. Bu iyi bir yöntem değil. Hem hastanın bu sefer akciğerleri çalışmıyor, makinaya ihtiyacı olmadığı halde kendini makinaya bırakıyor hem de gereksiz yere kişi entübe olduğu için mikroorganizma üremesi oluyor.
 
İLHAN KILIÇ :Filyasyon nedir?
PROF. DR. MUSTAFA NECMİ İLHAN:Filyasyon salgınla mücadelede hangi salgın tipi olursa olsun ister suyla bulaşan ister havayla bulaşan ister temasla bulaşan, ana anahtardır. Filyasyonun anlamı şu sahada hastadan kaynaklanan diğer temasları bulmaktır. Şöyle ki; burada çok kaynaklı bir salgından bahsediyoruz ve solunum yoluyla bulaşan bir virüsten bahsediyoruz. Bu açıdan baktığımızda burada kaynak çok fazla. Çok kaynaklı bir salgın bu. Her bir yakalanan hasta başına sahada tek tek gidip bu hastaların temaslısını bulmaktır. Örneğin diyelim hastaneye geldi bir kişi korona virüs tanısı aldı ve hastanede tedavisi devam ediyor. İster yoğun bakımda olsun, ister entübe olsun, isterse hastanede normal tedavisini alsın yada evde de tedavi veriyoruz hafif vakalara, bunların çevresinin korona virüs yönünden taranması anlamına geliyor. Türkiye'de kişi başı yaklaşık olarak 4,5 kişiye filyasyon yapılıyor. 29 Nisan itibariyle Türkiye'de 117.589 vaka kayda geçmiş ama toplam 464.434 kişiye de filyasyon yapılmış. Yani bu kişilerin temas çevresindeki %99'una ulaşılmış. Bu da tabi bir avantaj. Çünkü temasları bulduğunuzda şu işe yarıyor; bir kere enfeksiyon zincirini kırıyorsunuz. Eşi olabilir, çocuğu olabilir, iş yerindeki arkadaşı olabilir bu kişinin hastalığını da engellemiş oluyorsunuz. Eğer bu kişi hastaysa hemen hastaneye sevk ediyorsunuz. Gerekirse evde tedavi yapıyorsunuz. Tabi sürüntü alarak, test yaparak. Böylece enfeksiyon zincirini sahada kırmış oluyorsunuz. Hatta o kişi hastaysa onun da filyasyonlarına gidiyorsunuz. Zira bunun faydası şu gerçekten çok yoğun bir iş, çok emekli bir iş aslında ama sahada 5.849 ekip var bu ekipler sayesinde salgının yayılması engelleniyor. Salgının artışını azaltmaktaki anahtar filyasyon. Hem sahada daha fazla kişiye bulaşmasını engelliyoruz, hem erken tanı oluyor, erken tanı olduğu için de erken tedavi oluyor. Dolayısıyla da ölüm azalıyor.
 
 
İLHAN KILIÇ :Maske kullanımı nasıl olmalı?
PROF. DR. MUSTAFA NECMİ İLHAN: Salgınla mücadelemizde maske kullanmak gerçekten önemli. Türkiye'de de 3 Nisan'dan itibaren kapalı alanlarda, market gibi yerlerde, ticari taksilerde yada araçlarda birden fazla kişiyle seyahat edilecekse maske takma zorunluluğu getirildi. Keza iş yerleri de bu tanımın içerisinde yer alıyor. Tabi ki maske diyince biz basit cerrahi maskeden bahsediyoruz. Yoksa N95, N99 dediğimiz sağlık çalışanlarımızın kullandığı maskeler vatandaşımız için gerekli değil. Maskeyi ilk başta aslında Dünya Sağlık Örgütü hastaların yada kendini hasta hissedenlerin, sağlık kuruluşuna gelenlerin maske takarak çevresini enfekte etmekten korumasını önermişti. Ama geldiğimiz noktada salgın bu denli yaygınlaşınca Dünya Sağlık Örgütü de önerdi, Türkiye'de de bu şekilde sistem ilerliyor. Herkesin maske takarak kendini koruması gerekiyor. Tabi cerrahi maske yeterli. Hiç maske bulamıyorsak ve kapalı alanlara gitmemiz gerekiyorsa kalınca dokunmuş bir tişört, bir fular ağzımızı burnumuzu kapatacak şekilde geçici olarak yeterli olabilir.
Cerrahi maske takmanın da bazı kuralları var.
1. Taktıktan sonra eğer ağız burun bölgesi nemlenirse bunu değiştirmek gerekiyor.
2. Çenemizin altına indirip alnımızın üstüne çıkarıp oralarla enfekte edip tekrar kullanmamak gerekiyor.
3. Maskeyi taktıktan sonra elimizi ağız kısmına götürmememiz gerekiyor ki buradan tekrar enfekte olmayalım diye.
4. Maske ortalama 3 saate kadar gidiyor. Tabi performans gösteren bir işteyseniz daha az gidiyor bunun süresi. Nemlendikten sonra kabaca 8 saatlik bir çalışma ortamında en az 3 maskeye ihtiyaç olduğunu söyleyebiliriz. Bu maskeyi 3-4 saatte bir değiştirmek gerekiyor. Yemek sırasında örneğin değiştirip yeni maske takmak gerekiyor. Ama eğer çok idare edebiliyorsanız sabahtan öğlene kadar öğlenden akşama kadar örneğin iş yerinde 6 saatlik sürelerle çok sabit bir iş yeriniz varsa takmak geçerli ancak bir de maskenin atılması var. Maske tıbbi bir atıktır. Bu nedenle maskeyi rastgele ortaya atmamak gerekiyor hatta şöyle yapmak doğru bir yaklaşım olacaktır. Küçük bir poşete maskenin işi bittikten sonra koyulsa ağzı bağlanarak atılsa daha doğru olacaktır.
 
 
İLHAN KILIÇ :Sizce Türkiye Korona Virüs ile mücadele de yeterince başarılı mı?
PROF. DR. MUSTAFA NECMİ İLHAN: Türkiye koronavirüs mücadelesinde bence oldukça başarılı hatta dünyaya örnek olacak düzeyde. Bunu Dünya Sağlık Örgütü, diğer ülkelerin bakanları da taktir ediyor. Benim Reuters'da bir röportajım yayınlandı bu röportajda da Türkiye ne denli örnek bir uygulama yaparak özellikle filyasyon ve tedavi konusunda dünyaya koronavirüsün nasıl yenileceği konusunda iyi dersler verdiğini ben de söyledim. Tabi bu arada somut rakamlarla konuşmak gerekiyor, hemen bir kaç rakamı paylaşarak devam edeyim. 11 Mart gibi ilk vakamız görüldü. İlk vaka görüldükten sonra 11 Nisan tarihinde de 5.138 rakamıyla bir pik değeri yakalandı. Daha sonra koronavirüs yeni vakaları azalma eğilimine girdi. Salgın artış hızımız kontrol altında, salgın kontrol altında diyemeyiz elbette burada. Bu azalmayla birlikte geldiğimiz noktada 80 milyonluk bir ülkede 1 Mayıs itibariyle 2.888 yeni vakamız var toplam vaka sayımız da 122.392'yi bulmuş durumda ve bunların 53.808'i iyileşmiş durumda. Yoğun bakımda 1480, entübe olan da 818 hastamız var. Tüm bu rakamlara baktığımızda elbette daha alacak çok yolumuz olduğunu görüyoruz. Ama bazı Avrupa ülkeleri gibi çok hızlı artış, günlük 5 binlerde rakam hızları, günlük 500-1000lerde vefat hızları görmedik. En kötü 100'ün başında rakamları gördük. Şu anda da günlük ölüm sayımız 84'lerde.
1 Mayıs Cuma günü geldiğimiz nokta itibariyle 1 milyon 75 bin teste göre 122.392 tanımız var. 3258 vatandaşımız da korona virüsten vefat etti. Ama toplamda iyileşen sayısına baktığımızda 53,808'deyiz, halen de yoğun bakımda 1480 hastamız var. Tanı iyileşme oranlarına baktığımızda da 2188 yeni tanı 41,430 teste rağmen ve 4922 iyileşen var. Bu da bize neyi gösteriyor açıkçası demek ki elimiz çok güçlü. Gerçekten iyi gidiyoruz ama tabi ki günde 2 bin yeni vakanın olması bizim hala önlemlere çok iyi uymamız gerektiğini gösteriyor. Türkiye özellikle baştan hazırlıklı olmanın yanında 5 ayrı önlemle bu konuda  oldukça başarılı olduğunu söyleyebilirim ki rakamlara yansıması da açık. Bunları şöyle kronolojik sıralayabiliriz önce uçuşların kısıtlanması sınırların kapatılması, okulların ve üniversitelerin kapatılması, 65 yaş üzerine sokağa çıkma kısıtlaması getirilmesi, 20 yaş altı sokağa çıkma kısıtlamasının getirilmesi, 30 ilimizde ve hava kirliliği yüksek olan Zonguldak'ta il sınırlarının kapatılması, maske kullanımının sağlanması  (Nisan'ın başında bu önlemler geldi) ve şu anda dördüncüsünü yaşadığımız haftasonu sokağa çıkma yasakları somut olarak etkilerini gösteriyor. Tabi bu salgının oluşması konusundaki yaklaşımlardı, tedaviyle ilgili başarı da erken tedaviye başlanması, hastalarda deneyip ona göre iyi kararlar verilmesi konusunu da az önce anlatmıştım.
 
 
İLHAN KILIÇ : Son Olarak neler eklemek istersiniz
PROF. DR. MUSTAFA NECMİ İLHAN:Gerçekte bütün dünya olarak zor günlerden geçiyoruz koronavirüs açıkçası kimi uluslararası kuruluşların etkinliğinin tartışıldığı, toplum gözünde çok büyük diye algılanan ülkelerin ne denli yetkin olduklarının sorgulandığı bir zaman dilimi yaşattı bize, halen de yaşatıyor. Özellikle son 2-3 aydır. Burada tabi her ülkenin oturup kendi durumunu değerlendirmesi gerekiyor. Biz Türkiye Cumhuriyeti olarak hem hastalarımızın tedavisinde, hem yeni hastanın oluşmaması için gösterdiğimiz çabalar, hem de bütün dünyaya yaptığımız yardımlarla bir örnek teşkil ettiğimize inanıyorum. Umuyorum dünyada bu süreçten sonra pek çok şeyin değişeceğini, insan hayatının daha değerli olacağını düşünüyorum. Uluslararası kuruluşların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Önümüzde dönemde ortaya çıkacak sağlıkla ilgili yada birbiriyle etkileşim konularında Türkiye'nin çok daha etkin rol alacağını düşünüyorum. Zira yaptıklarımız, bugüne kadarki etkinliklerimiz Türkiye'de hastalığı kontrol etmemiz hem tedavideki üstün başarılarımız ve bu süreçte dünyaya yaptığımız yardımlar açıkçası bunların bir habercisi olarak gözüküyor. Umuyorum bu süreç tamamlandıktan sonra, ki tamamen bitmesinin bir yıldan rahatlıkla fazla süreceğini yani koronavirüsün sıfırlanmasının dünyada 2-3 yıla varacağı konusunda yaklaşımlar var bu süreç içerisinde de Türkiye'nin hak ettiği yeri dünyada da yer alacağına inandığımı ifade etmek istiyorum.

Haberin Saati İnternet Gazetesi olarak Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan'a bize zaman ayırdığı ve sorularımıza içtenlikle yanıtladığı için sonsuz teşekkür ederiz..
 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum