SON DAKİKA

KADEM’den cinsiyet adaleti kongresi sonuç bildirgesi

Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) ve İstanbul Ticaret  Üniversitesi iş birliğiyle “Boşanma” temasıyla gerçekleştirilen, 4. Toplumsal  Cinsiyet Adaleti Kongresi sona erdi.

Bu haber 08 Mart 2018 - 22:23 'de eklendi ve 835 views kez görüntülendi.

KADEM’den yapılan açıklamada, kongrede 10 oturumda 36 sunum yapıldığı  bilgisi verildi.

Gerçekleştirilen sunumlardan hareketle kaleme alınan sonuç  bildirgesinde, boşanmanın, sonuçları ve etkileriyle sadece aile bireyleriyle  sınırlı kalmayan aile hayatını, kültürü, toplumsal düzeni ve huzuru, toplumun  geleceği olan çocukları ve gençleri doğrudan etkileyen bir toplumsal gerçek  olduğuna dikkati çekildi.

Günümüz toplumlarında bireyselleşmeyle yapılan yasal düzenlemelere  vurgu yapılan bildirgede, şöyle denildi:

“Ahlaki ve kültürel değerlerin değişmesi, aile birliğinin korunmasına  yönelik dini inanışların çözülmeye uğraması ve boşanmanın artan toplumsal kabulü  gibi nedenler, bireyler için boşanmayı kolaylaştırmış ve geçmişe oranla boşanma  oranlarını da dünya çapında yükseltmiştir. Bu durum aile kurumunun korunması  gerekliliğini doğurmuştur. Boşanma nedenlerinin belirlenmesi, aile birliğinin  korunması için önleyici çalışmaların yapılması, boşanmaların azalmasında ve aile  bireylerinin boşanmadan daha az etkilenmesinde faydalı olacaktır. Saha  çalışmalarında boşanmaların önlemesi için öncelikle evlenilecek kişinin ve hatta  ailesinin daha iyi tanınması gerektiği belirtilmiştir. Doğru evlilikler,  boşanmaların önüne geçilmesi için ilk adım olarak görülmektedir. Bu nedenle  evlenmeden evvel aile danışmanlığı hizmeti, evlilik öncesi bilinçlendirme  faaliyetleri yaygınlaştırılmalı ve bu konuda sivil toplum kuruluşları itici güç  olarak görev almalıdır. Boşanma nedenlerinin başında gelen aile içi şiddetin,  eğitim düzeyi ve meslek sahibi olmaktan bağımsız olarak devam ettiği görülmüştür.  Eğitimli ve meslek sahibi bireyler, kişilik haklarına zarar verildiğini  düşündüklerinde kendilerini savunabilmeyi; buna engel olamadıklarında ise boşanma  hakkını kullanmayı daha hızlı bir şekilde gerçekleştirebilirler.”

Bildirgede ailenin kurulmasında olduğu kadar sonlandırılmasında da  romantik aşkın önemli bir rol oynadığı aktarılarak, şu ifadelere yer verildi:

“Aşk evliliği yapan çiftlerin zaman içinde kaybedilen tutkunun yerini  dolduracak ortak aktiviteler bulmaları gerekmektedir. Diğer yandan eşler arasında  sadakat ve karşılıklı sorumluluk duygusunun gelişmesi de değişen duygu durumundan  sonra boşanmanın tek yol olarak görülmesinin önüne geçilebilme imkanı  sağlayabilir. Kadınlara yönelik aile içi şiddet, boşanma sebebi olarak sıkça  görülmektedir. Türkiye, 2011 yılında kadına yönelik aile içi şiddetin  önlenmesiyle ilgili olan ‘İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayarak sözleşmeye taraf  olmuştur. Bunu takiben, 6284 sayılı Kanun yürürlüğe konulmuştur. Bu hukuki  metinlerde idarenin şiddet mağduru kadına sunması gereken birer sosyal kamu  hizmeti yahut kolluk faaliyeti niteliğindeki koruyucu ve önleyici tedbirlere yer  verilmiştir. Ancak söz konusu koruyucu ve önleyici tedbirlerin yalnızca hukuki  metinlerde yer alması, devletin bu konudaki özen yükümlülüğünü yerine getirdiği  anlamına gelmediği düşünülmektedir. Aile içi şiddet mağduru kadın ve çocuklara  sunulan sosyal kamu hizmetleri ile kolluk faaliyetlerinin doğru zamanda, tam ve  eksiksiz şekilde sunulması sağlanmalıdır. Uygulamalardaki sorunlar tespit  edilmeli ve etkili bir şekilde gidermenin yolları aranmalıdır. Şiddetin dinden  kaynaklanmadığı, bunun İslam’da yerinin olmadığı ve kulun kulu cezalandırma  yükümlülüğünün de olmadığı topluma dini otoriteler tarafından anlatılmalıdır.  Dini açıdan her durum ve şartta erkeğin kadından üstün olduğu düşüncesinin  düzeltilmesi gerektiği aşikardır. Bu düşünce her zaman fiziksel şiddete  yöneltmese de iktidar kurmak amaçlı psikolojik şiddet olarak da karşımıza  çıkmaktadır.”

Özel eğitime ihtiyacı olan çocuğa sahip ailelerin ya da eşlerin kanser  gibi ağır süreçleri olan sağlık durumlarında aile yapısında, işlevlerinde  bozulmalar meydana geldiği belirtilirken, bunun ailede farklı açılardan  zorlanmalara neden olduğu bildirildi.

Aile yapısında meydana gelen bu zorlanmalardan dolayı daha fazla stres  yaşandığına ve boşanmaların arttığına vurgu yapılan bildirgede şu maddelere yer  verildi:

“Boşanma sürecinde tarafların kızgınlık duygusu noktasında sıkıntılı  süreçler geçirdikleri tespit edilmiştir. Bu sebeple, psikolojik açıdan zor  zamanlar yaşayan taraflar için arabuluculuk sistemi faydalı olacaktır. Burada  arabulucunun eğitimi önem kazanmaktadır. Arabulucu olabilmek için hukuk  öğrenimine sahip olmanın yanında; arabuluculuk eğitim süreçlerinin insan hakları  ve özellikle kadın ve çocuk hakları açısından zenginleştirilmesi gerekmektedir.  Kadına yönelik şiddet, şiddetin türleri, çocuk istismarı, aile psikolojisi gibi  temel bazı konularda arabulucuların özel ve kapsamlı bir eğitim sürecine tabi  tutulmaları elzemdir. Aile hukukuna ilişkin hangi konuların arabuluculuk  kapsamına alınacağı ise açıkça düzenlenmelidir. Aile arabuluculuğunun sağlıklı  işleyebilmesi için ise bu konunun hukuk uyuşmazlıklarındaki arabuluculuk  müessesinden ayrı tutulup, özel olarak düzenlenmesi ve bu düzenlemede özellikle  çocuk ve kadın haklarının korunması için tedbirler alınması gerekir. Boşanma,  kişilerde psikolojik etkiler yaratmaktır. Boşanma sonrası süreçte bireylerin ne  kadar zamanda yaşamlarına uyum göstereceği bireysel farklılıklar taşımaktadır.  Birçok kişi için boşanmayla ilgili problemlerin yoğun olarak yaşanması  ayrıldıktan sonraki ilk iki yıldır. Araştırmalar, boşanma sonrası süreçteki  destekleyici çalışmaların bireyler açısından olumlu sonuçlar yarattığını  göstermektedir.”

Bildirgede, kadınların yaşadıkları aile içi sorunları nedeniyle  evliliklerini bitirmeye yönelik karar verme süreçlerinin zor ve sancılı olduğu  ifade edilerek, toplumun boşanan kadınlara karşı tutumu ve bakış açısının bu  durumu daha da ağırlaştırdığı belirtildi.

Boşanmanın getirdiği kaygıların, bazen çocuklar için çok sağlıksız bir  ortam oluşturduğuna dikkati çekilerek, bazen boşanmanın bir rahatlama  getirebildiği aktarıldı.

Bazen de karşılıklı tahammülsüzlük gibi durumlarda eşlere bazı  beceriler kazandırılarak ailenin devamlılığının sağlanabildiği tespine yer  verilen bildirgede, şöyle denildi:

“Hangi durumlarda boşanmanın gerçekleşmesi gerektiği, hangi durumlarda  evliliğin yardım alınarak kurtulabileceği konusunda kılavuz metinlere ve  yönlendirmeye ihtiyaç vardır. Ailenin korunması, aile içi şiddetin önlenmesinde  her şeyi devletten beklemek doğru bir yaklaşım değildir. Hiç şüphesiz bu noktada  tüm topluma görev düşmektedir. Bireyselleşmenin ve sosyal değişimin hızlanmasıyla  birlikte, toplumsal dayanışma zayıflamıştır. Bu nedenle aile kendi içine  kapanarak koruma işlevini devletin yapması beklenmekte ancak devlet bu işlevi tam  anlamıyla yapamamaktadır.”

Boşanmaların sonuçlarının yeni bir hayat kurma konusunda erkek ve  kadında farklı sonuçlar doğurduğu vurgulanan bildirgede, şöyle devam edildi:

“Erkekler yeni bir evlilik yapıp yeni bir hayat kurarken boşanan  kadınların ikinci defa evlenme oranı oldukça düşüktür. Boşanmış kadınların  psikolojik ve manevi destek almalarının yeni hayatlarına uyum sürecini  hızlandıracağı ve kolaylaştıracağı düşünülmektedir. Boşanmanın sonuçlarından  çocuklar olumsuz etkilenmekte, çocuklar istismara açık hale gelmektedir. Boşanma  esnasında çocuk hakları konusunda gereken ihtimamın gerekli kurumlar tarafından  gösterilmesi ve toplumsal farkındalıkla desteklenmesi gerekmektedir. Boşanmış  bireyin sağlıklı bir sosyal hayat sürdürebilmesi ve yeni hayatını  düzenleyebilmesi için olumsuz duygulardan kurtulması gerekmektedir. Evlilik gibi  gerektiğinde boşanmanın da doğal bir olgu olduğunu düşünmesi ve bunu çevreye  hissettirmesi, yeni hayatına uyumunu kolaylaştıracaktır. Boşanmış kadınların,  boşanma sonrası hayata devam ederken olumsuz duygularla baş etme yöntemleri  geliştirmek ve çocuklarını olumlu yetiştirmek için ilgili politikalara ve STK  desteğine ihtiyaç duydukları tespit edilmiştir.”

Yeni bir evlilik aşamasında gerek kadın gerekse erkek için önemli  sorunlardan birinin boşanma sürelerinin uzaması olduğu anlatılarak, bu sürelerin  sınırlandırılması ve çekişmeli boşanmalarda arabuluculuk ile çözümün  hızlandırılmasının önemine işaret edildi.

Bildirgede, nafaka, ortak mal rejimi ve velayetin, boşanma davalarının  en problemli alanları olduğu belirtilerek, nafakaların belirlenmesinde;  çocuklu/çocuksuz, kısa süreli/uzun süreli evlilik, kusur derecesi gibi  parametrelerin dikkate alınması ve her bir boşanmanın kendine has şartlarının  gözetilmesi gerekliliği vurgulandı.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.